Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatının 60. sene-i devriyesi..

Bu gün, 23 Mart 2020 Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatının 60. sene-i devriyesi…  Yakın tarihimizde derin izler bırakmış bir şahsiyettir Üstad Bediüzzaman Said Nursi

Bediüzzaman üç devir yaşamış. Osmanlı, Meşrutiyet, Cumhuriyet. Her üç devirde de, dönemin en tepe noktalarındaki şahsiyetlerle davası adına temaslarda bulunmuş. Gün gelmiş Osmanlı Padişahının özel misafiri olarak geziye katılmış, gün gelmiş dini ve milleti için savaşmış ve esir düşmüş, gün gelmiş anavatanından uzak diyarlara sürgüne gönderilmiş, gün gelmiş inancından dolayı hapishanelerde, zindanlarda yatmış, defalarca zehirlenmiş, işkenceye tabi olmuş çileli bir hayatın tüm renklerini tatmış. 

Çektiği bunca çilelerin, bedellerin, ızdırabın, yokluğun, tecridin karşılığında ortaya koyduğu sabır, metanet, yiğitlik, feragat, fedakarlık, istiğna, ihlas, uhuvvet ruhu meyvelerini vermiş. Ortaya ‘Risale-i Nur Külliyatı’ gibi bir eser ve takipçileri olan talebelerini bırakmış.

Vefatının ardından geçen 60 yılda onun eserlerini okuyan, istifade eden, ilham alan, imanını takviye eden, dinini öğrenen milyonlarca  takipçileri ‘Risale-i Nur Talebesi’ veya dostu veya tanışıklığı olan bir nesil yetişmiş.

Bediüzzaman Said Nursi, 1873 (bazı kayıtlarda 1876 ) tarihinde Bitlis Vilayetine bağlı Hizan Kazasının İsparit Nahiyesi ’nin Nurs Köyünde doğdu. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir. Nüfustaki adı Muhammad Said OKUR’dur. 9 yaşına kadar ailesinin yanında kaldı. Hayatı boyunca kendisine “Molla-i Meşhur”, “Molla Said”, “Said-i Kurdi”, “Seyda” isimleriyle de hitap edilmiştir.

Onun yaşadığı dönemde insanlığın ortak problemlerinin yanı sıra, yaşadığı toplumun sorunlarıda hat safhadadır. Bediüzzaman’ın bu noktadaki tespiti: Kadim medeniyetten kopmuş, kendini yenileyememiştir. Osmanlı bitik durumdadır. Devlet ve millet şeklen İslam’a bağlıdır. İslam’ın ruhu ve esası yitirilmişti.

ÇÖZÜM: SANAT, MARİFET VE İTTİFAK 

Bediüzzaman içinde yaşadığı coğrafyanın problemini üç büyük düşman diye nitelendirdiği “Cehalet, Zaruret ve İhtilaf” bağlamında ele almaktaydı. Bu üç düşmana karşı, “Sanat, Marifet (bilim), İttifak (birliktelik)” silahlarıyla mücadele edilmesi gereğinin altını çiziyordu. Bunun çözümü için bir eğitim projesi geliştirmişti. Doğu ve Güneydoğuda “Medresetü’z-Zehra” adını verdiği eğitim kurumlarında ilk, orta, lise bölümleri olacak, ayrıca din ve fen derslerinin birlikte okutulduğu üniversite eğitimi yapılacaktı.

‘BÜTÜN MALIMI BİR ELİMDE TAŞIYABİLMELİYİM’

Daima mücerret kalmak (evlenmemek, yalnız yaşamak) ve dünyada hiçbir şeyle alaka peyda etmemek. Bunun içindir ki: ”Bütün malımı bir elimle kaldırıp götürebilmeliyim demiştir.” Bunun sebebi sorulunca: “Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıpta edecektir. Mal ve servet bana lezzet vermiyor; dünyaya ancak bir misafirhane nazarıyla bakıyorum” derdi. 

MEDRESEDEN CEPHEYE…

Bediüzzaman 1. Dünya Savaşı başlamadan önce Van’da, Erek dağında talebe yetiştirme hizmetiyle yoğunlaşmıştır. Hedefi imanlı talebeler yetiştirip onlarla dini tebliğ ve tecdit hizmetinde bulunmaktır. O dönemde Ermeni çeteleri azmışlardır, bölge halkına göz açtırmamaktadırlar. Molla Said, talebelerine dini eğitimin yanı sıra silahlı eğitim vermeye başlar. 

Ve çok geçmeden savaş patlar. Said Nursi, yetiştirdiği 500 talebesi ile Ruslara karşı cihada katılır. O savaşta talebelerinin hemen hemen tamamına yakını esir düşerler .

Esir olduğu Sibirya’dan Allah’ın inayetiyle kaçar ve Almanya üzerinden Türkiye’ye gelir…

Türkiye’nin şartları kırılgandır. Cumhuriyet idaresi onu doğudaki olayları gerekçe göstererek Van’dan alınıp sürgüne gönderirler. Sürgün yeri Isparta’nın Barla nahiyesidir. 1925-1930’lu yıllarda Barla Anadolu’nun kuş uçmaz, kervan geçmez bir ücra yerleşim yeridir. Mahrumiyetin, kimsesizliğinin, sahipsizliğinin, gurbetin, yalnızlığın mekânıdır Barla.

BARLA DİRİLİYOR, NURSİ BARLA’DA DİRİLİYOR

Fakat Barla, Said Nursi için yepyeni bir başlangıç olur. Onu sürgüne gönderenler farkına varmadan yeni bir hizmetin doğmasına vesile olurlar. Orası İman ve Kur’an mektebi haline gelir. Daha sonra 130 parçadan, yani 14 ciltten oluşan eserler yani Risale-i Nur Külliyatı Barla’da yazılmaya telif edilmeye başlanır.

Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960 yılında Urfa’ da vefat etti. Vefat ettiğinde ardında bıraktığı maddi servet; bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, cübbe, sarık, misvak, biraz çay ve şeker ve on lira paradan ibaretti. Buna karşılık manevi servet olarak içinde bulunduğumuz asrı ve gelecek asırları aydınlatacak olan Kur’an tefsiri Risale i Nur Külliyatı ve dünyanın her tarafında hizmet eden milyonlarca “Nur Talebesi” bırakmıştır. Eserleri 50’nin üzerinde dünya dillerine çevrilmiş, milyonlarca baskıya ulaşmıştır. Adına sempozyumlar, konferanslar, kongreler, sergiler, toplantılar, üniversitelerde master ve doktora tezleri yapılmış, uluslararası etkinliklerde onu anma ve anlama adına akademik çalışmalar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir.

Biz de yeniden Bediüzzaman Said Nursi’yi rahmet, minnet ve şükranla  yâd ediyoruz. Ve haberimizi üstadın güzel bir sözüyle sonlandırıyoruz.

”Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır”. Tarihçe-i Hayat -133

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.