Kendi Maketini Yapan Örümcek

Sahip oldukları sayısız üstün özelliklere rağmen, günlük hayatta kimse örümceklerin ne kadar özel yaratılmış varlıklar olduğunu düşünmez bile. Bu umursamaz yapıya göre etraftaki her şey gibi örümceklerin varlığının da şaşılacak bir tarafı yoktur. Oysa bu, son derece hatalı bir düşüncedir. Çünkü doğadaki tüm canlılar gibi örümceklerin davranışlarını örneğin avlanma yöntemlerini, üreme şekillerini, savunma taktiklerini incelediğimizde, bu konuda detaylı bilgiler edindikçe hayret uyandıran örneklerle karşılaşırız. Bu örümceklerden birisi de Cyclosa cinsi örümcek.

Pek çok örümceğin yaptığı ağ ve bu ağı kullanış biçimi diğerlerinden farklıdır. Bu farklılığa rağmen bütün ağlar üstün bir mühendislik özelliği taşırlar. Örümcek ipeği insanların kimya teknolojisinin çok üzerinde özelliklere sahiptir. Bunun da ötesinde örümceğin ağdan istifade ediş şekli de hayranlık uyarıcıdır. Ağdaki en ufak bir titreşimi algılamaları uzun zaman ağın üzerinde hareketsizce beklemeleri örümceklerin en bilinen davranış şekilleridir.

Ne var ki tüm örümcekler ağlarını öyle üzerinde saatlerce beklemek için kurmuyorlar. Bazı örümcekler ağlarının ortasına; avlarının kalıntıları ya da eski yumurta keseleri gibi şeyleri koyarak bazı yığınlar oluştururlar. Bu yığınların şekli ve ağdaki konumu türden türe değişmekle beraber genellikle ortada dik bir çizgi şeklinde bulunurlar. Örümcek de bu çizginin ortasında ya da uç kısmında kıpırdamadan bekler.

Cyclosa cinsi örümcekte ağının üzerinde çeşitli şeyler bulunduran örümceklerden. Ancak onun ağın üzerinde bulundurduğu şey bir yumurta kesesi ya da yediği bir böceğin kabuğu değil. Bu örümcek çok daha şaşırtıcı bir şey yapıyor. Ağın üzerinde bir maket inşa ediyor: Cyclosa ağının üzerinde kendisinin bir maketi yapıyor. Bu örümcek maketi kendisinden bir hayli büyük. Örümcek maketi av kalıntılarından ve ağındaki eski parçalardan özenle inşa ediyor. Asıl ilginç olan ise maketteki bacak sayısı bir örümcekteki gibi 8 adet ve maket örümceğinde bir kuyruk ve baş kısmı var. Maketin gerçek örümcekten hiçbir farkı yok.

Peki, Cyclosa böyle bir şeyi neden yapıyor olabilir?

Cyclosa normalde inşa ettiği maketin üzerinde hareketsizce durarak avını bekler. Ancak çevreden kendisine yönelen bir tehdit hissettiği an ağını sarsmaya başlar. Sarsılan ağ ile birlikte bu dev örümcek maketi de sarsılarak hareket etmeye başlar. Bu kadar büyük bir örümcek tehdidi ürküterek kaçırmaya yeter.

Doğadaki canlıların tümü yaşamlarını sürdürebilmek için akıl gerektiren davranışlarda bulunurlar. Yetenek, beceri, üstün manevra kabiliyeti gibi tanımlamalarla adlandırılabilecek olan bu davranışların ortak özelliği ise her birinin mutlak surette akıl gerektiren davranışlar olmalarıdır. Bir insanın ancak öğrenme, beceri ve tecrübe gibi özelliklerle kazanacağı yetenekler, bu canlılarda ilk doğdukları andan itibaren vardır. Sözgelimi çiftçilerin ekinlerine saldıran hayvanları uzak tutmak için tarlalarına diktikleri korkuluklar bir gözlem sonucu geliştirilen deneyime dayanır. Cyclosa da çiftçiler gibi bir korkuluk kullansa da bir örümceğin gözlem yapamayacağı, yapabilse bunu yavrularına anlatamayacağı tartışması bir gerçektir.

O zaman Cyclosa’da bizleri hayrete düşüren bu özellik nasıl ortaya çıkmıştır?

Son derece akılcı bir plan dâhilinde hareket eden, bacak sayısına ve gövde yapısına kadar bir örümceğin neye benzediğini bilen, elindeki malzemeyi ona göre şekillendiren, örümceğin iri olmasının korkutucu olacağının adeta farkında olan bu canlı, kendini inceleyen bilim adamlarını şaşkınlığa düşürmektedirler. Öyle ki evrimci bilim adamları dahi Cyclosa gibi canlılardaki akıl gerektiren özellikler karşısında itiraflarda bulunmaktadırlar.

Evrimci bir bilim adamı olmasına rağmen Richard Dawkins, Climbing Mount Improbable adlı kitabında örümceklerin davranışlarını “… Şaşırtıcı ve aynı zamanda bir zekâ gerektiren örümcek ağlarına bakma fırsatımız olacak. Öyle ki bilinçsiz olmalarına rağmen yaptıkları işte ve onu nasıl yaptıklarında bir zekâ kullanımı vardır” sözleriyle tanımlamaktadır.

Aslında Dawkins bu sözleri sonucunda Evrim Teorisi’nin hiçbir mekanizması ile açıklama getirilemeyen Cyclosa gibi “hayvanlardaki bilinç ve akılcı davranışların nasıl ortaya çıktığı, bunun kaynağının ne olduğu” gibi sorularla karşı karşıya kalmaktadır. Evrimi savunalar “canlılar bu zekâyı nasıl ediniyorlar ve bunu nerelerde kullanacaklarını nasıl öğreniyorlar? Nasıl olup da bu taktikleri uyguluyorlar?” gibi sorular sorulduğunda içgüdü kavramına sığınarak konuyu açıklamaya çalışırlar.

 Evrimci bir genetik uzmanı olan Gordon Rattray Taylor içgüdülerle ilgili olarak şöyle söylemektedir:

“İçgüdüsel bir davranış ilk olarak nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap alamayız.”

Evrimin ne kadar yetersiz bir teori olduğunu gösteren konu ile ilgili diğer bir açıklamada teorinin kurucusu Charles Darwin’e aittir. Darwin, içgüdüyü teorisini destekleyici değil yıkıcı bir unsur olarak gördüğünü şu sözleriyle dile getirmiştir:

“İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir.” 

Cyclosa’ya savunma amacıyla kendi maketini yapmayı öğreten güç Allah’tır. Allah yalnız Cyclosa’da değil, tüm örümceklerde ve doğadaki tüm canlılarda sayısız örneğini gördüğümüz aklın tek sahibidir. Canlılara neler yapmaları gerektiğini ilham eden Allah’tır.

Hiçbir canlının davranışlarını tesadüflerle, başka herhangi bir mekanizma ile ya da içgüdü gibi kavramlarla açıklamak mümkün değildir. Böyle bir iddiada bulunmak sadece bir aldatmaca olmaktan öteye gidemeyecektir. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirmektedir.

“De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.” (Fatır Suresi, 40)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.