Danimarkalı Gelin ODA TV’ye neler anlattı?

Danimarkalı Gelin Serap Akıncıoğlu’nun, Oda TV muhabiri Asiye Güldoğan ile yaptığı çok konuşulacak röportajı

Danimarkalı Hanna, Hollanda’da tanışıp gönül verdiği Türk genci Metin’in arzusuyla Müslüman olup Hatice adını aldıktan sonra, “Evlenmek için Müslüman olmak zorunda mıyım?” diye sorduğunda, Metin, ailesinin sıkıntı çıkarabileceğini söylemiştir. Metin’in ailesi mütedeyyindir, özellikle babası Nurettin Bey ibadetlerine düşkün biridir. Metin ile Hatice Türkiye’ye geldiklerinde, Nurettin Bey Metin’in “gavur kızıyla” evlenmesine kızar, Müslüman olduğuna da inanmak istemez.

Bu arada sürekli namaz kıldığını sandığı kızı Ayşe, evinden çıkar çıkmaz başörtüsünü çıkarıp öyle okula giden, gerçekte babasının dini baskısından bunalan biridir. Ayşe Avrupa’dan gelen yengesiyle özlediği hayatı yaşayacağını düşündüğü için sevinmektedir. Evlenir evlenmez örtüsünü çıkaracak, dilediği gibi yaşayacaktır.

Bu arada Hatice, Müslüman bir ülkeye ve aileye gelmesine rağmen, dini bir yaşantı görememenin şaşkınlığını yaşamaktadır. Hristiyanlar haftada bir kiliseye giderek ibadet ederken, Türkiye’de ibadet eden Müslüman yok gibidir. Üstelik kimse kendisine İslam dini hakkında bilgi vermemektedir. Eşi, zamanla kendisine yardımcı olacağına söz verse de iş hayatından vakit bulamaz.

Metin’in kardeşi Ayşe sevdiği erkekle evlenmiştir ama kocası alkolik çıkar ve her sabah içki içtiği için evde tartışmalar yaşanır. Dini bütün baba, kızı evlenince başını açtığı için üzgündür. Danimarkalı Gelin ise kendisine İslam’ı anlatacak birilerini aramakta, kocasına sitem etmektedir. “Ben sizin dininizi yaşamayacaksam neden Müslüman oldum?” der kocasına.

Sonunda bir ilmihal bulup, kendince öğrenmeye çalışır. Birkaç başörtülü genç kızı tanıyınca, onlardan öğrendikleriyle önce başını örter, sonra namaza başlar. Sevimli, cana yakın, modern, Avrupalı birinin namaza başlaması ve örtünmesi şaşkınlıkla karşılanır. Özellikle, iş hayatında Genel Müdürlüğe terfi eden Metin’in hoşuna gitmez. Hatice’den sadece Müslüman olmasını istemişlerdir, öcü gibi kapanmasını, nine gibi namaz kılmasını değil. Fakat Hatice yaşamaya kararlı olduğunu söyleyince, Metin’den tokat yer.

Bunun üzerine Hatice kayınvalidesinin ve kayınpederinin evine gider. Nurettin Bey, “Metin benim oğlum ise, sen de kızım sayılırsın. İnancından taviz verme kızım” der. Metin pişman olur, Hatice’den özür diler, barışırlar. Fakat ileride yine aynı sorun tekrarlanır, Metin yine tokat atar. Misafirliğe gelmiş olan Hatice’nin annesi, damadına kızar, “Hollanda’da böyle bir şey olmaz, herkes inancını yaşar, gidelim kızım dinini bizim ülkemizde yaşa” der. Metin’den boşanma kararı alan Hatice, annesiyle birlikte “İslam’ı yaşarken baskı görmeyeceği” Hollanda’ya döner. Daha sonra yine pişman olan Metin, eşinin peşinden Hollanda’ya gider, özür dileyince tekrar barışırlar..

SERAP AKINCIOĞLU’DAN GELEN MESAJ

Yukarıda anlattıklarım 1990’lı yıllarda büyük bir ilgiyle seyredilen Danimarkalı Gelin filminin aklımda kalan özeti. Şule Yüksel Şenler’in kız kardeşi Gonca Gülsel Şenler’in bir hikayesinden senaryolaştırılan ve 1993’te Salih Diriklik’in yönetmenliğinde çekilen film, yayınlandığı dönemde muhafazakar kesim için büyük bir moral motivasyon filmi olmuştu. Refah Partisi’nin yükselişe geçtiği, kızların başörtüsü mücadelesi verdiği yıllarda, Danimarkalı Gelin’in “Müslüman bir ülkede İslam’ı arayışı”, kocasına karşı bile direnişi, sevimliliği, samimiyeti ve güzelliği seyredenleri adeta büyülemişti. Hayran kaldıkları Danimarkalı Gelin rolünü oynayan, Serap Akıncıoğlu idi.

Bir ay kadar önce o Serap Akıncıoğlu’ndan bana “Hikayemi bir de benden dinleseydiniz?” mesajı geldi. İlk başta, “Ne hikayesi, acaba hakkında bir şeyler yazdım da, gerçeğini benden dinleyin mi demek istiyor?” diye düşündüm. Sonra, “neden olmasın, tabii ki dinlerim” cevabını verdim. Hemen ardından özelden telefonunu yazdı, görüşmekten memnun kalacağını belirtti. “Bizi bir de bizden dinleyin,” diyordu.

Zamanında filmlerini izlediğim Serap Akıncıoğlu ile ben de görüşmek, merak ettiğim konuları sormak istiyordum, ancak meşguliyetlerim nedeniyle, onları iyi tanıyan, cemaatler konusunda bilgi sahibi güvendiğim bir arkadaşıma havale ettim.

Arkadaşım sağ olsun gidip görüştü, konuşmalarını ve izlenimlerini notlar halinde bana ulaştırdı. Serap Akıncıoğlu bıcır bıcır konuşan, sıcakkanlı, samimi bir kadınmış. Benim daha önce yazdığım birkaç Adnancılar yazısını yeni görmüş, okuyunca o mesajı atmış. Karşılık vermeme çok şaşırmış, hiç beklemiyormuş çünkü.

Bir arkadaşıyla yaşadığı köşkün havuzlu bahçesinde çardak altında kendisini ve cemaatini anlatmaya başlamış. Herkesi etkileyen Danimarkalı Gelin, Serap Akıncıoğlu’nu etkilememiş meğer. Kemal Sunal ile Varyemez, İbrahim Tatlıses ile Tetikçi Kemal gibi filmlerde de rol alan, Türkiye Güzeli ve dönemin en ünlü mankenlerinden Serap Akıncıoğlu, Danimarkalı Gelin’i bir film olarak görmüş sadece. Ama, 1993 Birleşik Sanatçılar Derneği’nin “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandırdığı için hayatında ayrı bir yeri varmış. Ancak gördüğü ilgiye çok şaşırmış. Her gittiği yerde uzun imza kuyruklarının olması, başörtülü kızların Danimarkalı Gelin’i rol model görmesi, kendisine dualar edilmesi hoşuna gitmiş.

27 YILDIR ADNAN OKTAR’IN YANINDAYIM ELHAMDÜLİLLAH

Filmi izleyenler, onun rolünden etkilenip Müslüman olacağını, başını örteceğini düşünürken, Serap Akıncıoğlu Etiler’de ofisi, bol parası ve üstü açık arabasıyla şöhretin zirvesinde kendi hayatını yaşıyormuş. Ancak bir yıl kadar sonra, o dönemlerde adını sıkça duyduğu Adnan Oktar’ı merak etmeye başlamış, “kim bu adam” sorusuna cevap bulabilmek için yanına gitmiş. İşte o gün hayatı değişmiş. İhtişamlı hayatını, üstü açık arabasını, Etiler’deki ofisini, şöhretini, mesleğini bir yana bırakıp kendi deyimiyle Müslüman olmuş. “O zamandan bu zamana 27 yıldır Adnan Oktar’ın yanındayım elhamdülillah” demiş bunları anlatırken. Aynı tarihlerde Gülay Pınarbaşı ve Didem Ürer de, Serap Akıncıoğlu gibi girmişti bu gruba.

Serap Akıncıoğlu, Adnan Oktar sayesinde müslüman olduktan sonra bu durumu bir süre açık edememiş. Antalya’da film çevirirken, bir televizyon kanalında çalışırken namazlarını gizli gizli kılmış. Daha sonra her şeyi bırakıp Adnan Oktar’ın çevresine katılarak, başını örtmüş, Yeni Asya gazetesinde köşe yazarlığına başlamış. Aynı zamanda Adnan Oktar’ın Harun Yahya adıyla yazdığı kitapların her şeyiyle ilgilenmiş.

“Bütün kitapları yazan Adnan Oktar’ın kendisidir, onun adına yazan kiralık bir yazar yoktur. Kitapların mizanpajlarını, kapaklarını yapan, yayına hazırlayan bizzat benim” demiş bana cevap vermiş olmak için. Bu konuda yazdığım bir yazıyı yeni okuduğu için mesaj atmış zaten. Adnan Oktar’ın en yakınında ve kitaplarının hazırlayıcısı olarak birinci elden cevap vermek istemiş. “Mustafa Akyol için böyle iddia ortaya atanlar oldu, onca kitabı Adnan Oktar adına yazdıysa, şimdi niye yazamıyor?”

Adnan Oktar ile birlikte tutuklananlar arasında Serap Akıncıoğlu da vardı. Hatta Akıncıoğlu hakkında kaçtı iddiaları ortaya atılmıştı. “Ben bu iddialar ortaya atıldığında gözaltındaydım ve biz içeride neler çekiyorduk” diyerek gözaltı ve hapishane sürecini anlatmaya başlamış. İki kişilik hücrelerde kalmışlar, acil ihtiyaçları bile karşılanmamış. İki hafta boyunca yıkanamadıkları için, birbirine girmiş kıvırcık saçlarını jiletle küçük küçük kesen arkadaşları olmuş. Dışarıdan bir şey alınamadığı, getirilemediği için çok sıkıntı yaşamışlar. Özelikle özel halleri olan kadınlar için büyük eziyet olmuş bu durum.

BENİ BAKIRKÖY’DE KATİLLERİN TECAVÜZCÜLERİN OLDUĞU KOĞUŞA ATTILAR

Adnan Oktar’ın aleyhinde ifade vermeleri istenmiş, itiraf ederlerse serbest bırakılacakları söylenmiş ve imza atmaları için baskı uygulandığını iddia etmiş. “Ancak elhamdülillah biz böyle bir şey yapmadık, bizim hiçbir suçumuz yok, biz Allah yolundayız, biz sevgi insanıyız” demiş arkadaşıma. “Bize iftira atıyorlar, biz devletimizi çok seviyoruz, Cumhurbaşkanımızla aramızı açmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanımızı hep seveceğiz ve destekleyeceğiz. Beni Bakırköy’de hırsızların, katillerin, tecavüzcülerin arasına koydular, ama elhamdülillah onlara dinimizi sevdirdik. Fakat bazı arkadaşlarımız, özellikle genç kız kardeşlerimiz yaşananlardan çok korktu, kirli, küflü, rutubetli, kışın soğuktan yazın sıcaktan durulmayan, böceklerin farelerin cirit attığı koğuşlara atıp itirafçı olmamız istendi, bazıları korkudan, baskıdan tehditten iftira atmak zorunda kaldılar. Maalesef canlarını kurtarabilmek için kendilerine dayatılan hikayeleri anlatarak kumpasa alet oldular ve müşteki yapıldılar.”

Gözaltı dalgasından sonra Emniyet’ten yapılan açıklamaya göre Adnan Oktar ve grubu hakkında 31 ayrı suçlama vardı. Kaçakçılık, kadınları zorla alıkoymak, terör yasasına muhalefet, siyasi ve askeri casusluk, Mossad bağlantısı, İsrail’e casusluk, FETÖ’ye yardım etmek gibi iddialar dikkat çekiciydi. Dört bin sayfalık iddianamede Adnan Oktar ve grubu hakkında 1100 yıl, yani 45 kere müebbet hapis isteniyordu.

Ancak, AK Parti’yi ve Erdoğan’ı başından itibaren desteklediği bilinen Adnan Oktar ve 234 kişiye yönelik operasyon, gözaltı ve tutuklamalar, Türk kamuoyunda beklenen yankıyı bulmadı. “Erdoğan’a yakın cemaate neden operasyon yapıldığı” merak edilse de, muhafazakar kesim Adnan Oktar’ın son dönemlerde dekolteli kadınlarla yaptığı programlardan hazzetmediğinden sessiz kaldı.

Çoğu sarışın dekolteli kadınların sürekli “İnşaallah maşallah” kelimelerini kullanması, “Çok yakışıklısınız”, “seni çok seviyorum”, “aşkım, sevgilim, bitanem” gibi sözler söylemesi, programın “oynamalı, göbek atmalı, dans etmeli” formatı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da hoşuna gitmemişti.

DEKOLTE MERAKLISI DEĞİLİZ

Muhafazakar kesim, “Adnan Oktar ve dekolteli kızlar” manzarasından hazzetmediği için operasyona sessiz kalırken, seküler kesim “bir cemaate daha operasyon yapılmasından memnun kaldığı” için ilgisizdi.

“Biz iki yıldır yapmıyoruz o programı” demiş Serap Akıncıoğlu bu konu sorulduğunda. “Bizim amacımız açık, dekolteli insanların da inançlı olabileceğini göstermekti. Ama halkımız bu konsepti sevmedi, devletimiz istemedi, RTÜK kaldırın dedi kaldırdık. Devletimizin uygun görmediğini biz yapmayız zaten. Hem, A9’da sadece bu programlar yok ki, başka dini programlar da var.”

Serap Akıncıoğlu, Adnan Oktar’ın kız arkadaşlarından baş örtüsünü çıkarmayanlardan biri ve dekolteli kızların olduğu programlarda görünmemiş. Eleştirilen dekolteli kızların hepsi “eğitimli, İslam’ı bilen, namaz kılan, çoğu varlıklı aileden gelen” kızlarmış. Bunu Adnan Oktar’a borçlularmış ve onu çok seviyorlarmış.

Bakırköy cezaevindeyken, Adnan Oktar’a sevgi dolu bir mektup yazmış Serap Akıncıoğlu. “Birtanem, cesur, yiğit, Allah dostu Adnan Bey, yaşadığım her şey harika hikmetlerle, hayırlarla dolu. Allah’ın imtihanım için yarattığı detayların hepsini öpüp başıma koyuyorum. Nur yağmuru, sevap yağmuru altında hissediyorum kendimi. Canım, beni sevdiğini, değer verdiğini çok iyi biliyorum. Yıllardır bunu güzel ahlakınla, candan sevgin, ilgin, alakanla, şefkatinle, merhametinle, tatlı sözlerinle hep hissettirdin gösterdin. Senden yıllarca güzellik, iyilik gördüm. Çok seviyorum seni.”

Arkadaşım, “bıcır bıcır konuşan sevgi pıtırcığı, enerjik ve ümitli” biri diyor Adnan Oktar’ın en yakını Serap Akıncıoğlu için. Konuşmalarında hep ayetler kullanıp, her insanı sevdiklerini ve İslam’ın sevgi yönünü herkese tanıtmayı gaye edindiklerini söylüyormuş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Siyasetin Mehdisi” gören, dekolteli konsepti sahildekileri çekebilmek ve “Ak Parti’nin oyunu %70’lere çıkarmak” için yaptıklarını, yoksa “dekolte meraklısı olmadıklarını” iddia eden Adnan Oktar ve ekibi, İngiliz Derin Devleti’nin kendilerine kurduklarını savundukları “kumpas”ın çökeceğine inanıyorlar.

Kaynak:

Asiye Güldoğan, Oda TV

https://odatv4.com/danimarkali-geline-ne-oldu-29072028.html

1 thought on “Danimarkalı Gelin ODA TV’ye neler anlattı?

  1. MaşaAllah bütün gençliğini, ömrünün en güzel yıllarını Allah yoluna vakfeden, hiç tereddüt etmeden kendi herşeyiyle bütünüyle Allah’a adayan, Ahirzaman Sahabesi nur Hocam. Çok seviliyorsunuz, müminlerin gözbebeğisiniz inşaAllah 🙏💎😊

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.