20 Maddede Dünya Neden Eksik Ve Kusurludur?

Şu an yaşadığınız dünya hayatının, ahiret hayatı ile kıyaslandığında rüya veya hayal gibi kalmasının en önemli sebeplerinden biri, dünyanın pek çok eksiklikle dolu olmasıdır. Rüyanızda yediğiniz elmanın verdiği lezzet ve doyuruculuk hissi, uyanıkken aldığınız tat ile kıyaslanınca nasıl bir şey ifade etmiyorsa, dünyada yaptığınız şeylerden aldığınız zevk de, ahirete göre çok eksik ve aldatıcıdır. Allah Kuran’da dünya hayatındaki bu aldatıcılığa karşı insanları şöyle uyarmaktadır:

… Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33)

Allah, insanı kuru bir çamurdan yaratmış ve ona Kendi ruhundan üflemiştir; insanı “yok” iken “var” etmiştir. Allah, insan nefsinin tüm özelliklerini; zaaflarını, isteklerini, hoşuna giden ya da ihtiyaç duyduğu şeyleri, endişelerini, korkularını; kısacası herşeyini kendisinden daha iyi bilir. Allah, bizlere ne kadar yakın olduğunu bir ayette şöyle haber vermektedir:
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)
İnsan, ruhunda her zaman kusursuzluğa karşı derin bir özlem duyar. Onun tüm istek ve tutkularını bilen Allah, imtihanın bir gereği olarak, sayısız nimetin yanında dünya hayatını çeşitli eksiklikler ve kusurlarla iç içe yaratmıştır. Yaşamını sürdürebilmek, tüm bu eksiklikleri giderip, kusurlarından arınabilmek için insanların çaba harcamaları gerekir. Buna rağmen dünya hayatında arzu ettikleri mükemmelliğe ulaşmaları mümkün olmaz. Allah bu nimeti cennete ve ancak ona layık olabilen kullarına has kılmıştır.
Dünya hayatında ise, yalnızca hayatta kalabilmek için dahi pek çok eksiklikle mücadele etmek gerekir; istisnasız her gün yemek yemeye, uyumaya, hastalıklardan korunmaya, temizlenmeye, bakıma ihtiyaç vardır. Aynı şekilde nefsin kötülüklerinden arınmak ve güzel bir ahlak gösterebilmek için de her an vicdan ve akıl kullanılması gerekmektedir.
Kuran’ın “O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah’ın yaratışı kusursuzdur; Rabbimiz herşeye güç yetiren, dilediği herşeyi yaratmaya kadir olandır. Ancak Allah, dünya hayatında bazı eksiklikler ve kusurlar yaratarak kullarını düşünmeye sevk etmektedir.
Tek tek düşünüldüğünde ve cennet hayatının kusursuzluğuyla kıyaslandığında, dünya hayatındaki eksikliklerin hikmetleri çok daha açık bir şekilde anlaşılabilir. Örneğin bir kişi ne kadar istese de, en fazla 2-3 gün uykusuz kalabilir. Bu sürenin ardından yavaş yavaş şuur kaybı başlar ve kişi kendini bilmez bir hale gelir. Aynı şekilde en fazla 2-3 gün yıkanmayan bir insan, hemen kirlenir, bir süre sonra da vücudunda rahatsızlık verici durumlar oluşur.
Ayrıca, yaşamını sürdürebilmek ve sağlığını koruyabilmek için düzenli olarak beslenmek ve kendisine iyi bakmak zorundadır. Aynı şekilde hastalanmak da ciddi bir eksikliktir. Çünkü, insan o kadar acizdir ki, gözle görülmeyecek kadar küçük bir mikrop ya da virüs bile, onu bir anda hasta edip haftalarca dinlenmekten başka birşey yapamayacak hale getirebilmektedir. Böyle bir durumda kişi pek çok işe güç yetiremez ve pek çok şeyden zevk alamaz; başkalarının yardımına ve bakımına muhtaç bir duruma düşer.
Rabbimiz, sonsuz rahmeti dolayısıyla, insanların dünya hayatında muhatap oldukları bu eksiklikleri giderebilecekleri imkanlar da yaratmıştır; güç ve kuvvet kazandıran türlü yiyecekler, temizliği ve bakımı sağlayabilecek malzemeler, hastalığa şifa olabilecek ilaçlar Allah’ın insanlar üzerindeki merhametinin ve korumasının tecellileridir.
Dünya hayatında bu gibi maddi eksikliklerin yanı sıra, bir de manevi zorluklar vardır. İnsanın kalbinin sıkıntıya kapılması, çeşitli korku ve endişeler yaşaması, bu manevi zorluklara dair birkaç örnektir. Ayrıca nefis herşeyden çok çabuk bıkar; büyük bir hevesle başladığı bir işten bir süre sonra sıkılır. Tüm bunlar Allah’ın dünya hayatında özel olarak yarattığı eksikliklerdendir.
Ancak burada şunu da eklemek gerekir ki, dünya hayatında yaşanan bu manevi sıkıntılar iman etmeyen kimseler için büyük bir azaba dönüşürken, müminler tüm bunlardan uzak bir yaşam sürerler. İnsan, nefsindeki pek çok kötü özellikle birlikte yaratılmıştır; ancak iman ve Allah korkusu kişiyi bu kötülüklerden ve nefsinin zaaflarından uzaklaştırır. Allah’a samimi bir iman ve tevekkülle bağlanmak insanların endişe, bıkkınlık, yılgınlık ya da üzüntü gibi manevi sıkıntılar yaşamalarını engeller. Bu nedenle bahsi geçen manevi sıkıntılar asıl olarak inkar edenler için bir zorluğa dönüşmektedir.
Allah, yarattığı tüm bu kusur ve eksikliklerle, insanlara dünyanın sahte yüzünü göstermektedir. Böylece insan, hiçbir eksikliğin olmadığı, herşeyin tam ve kusursuz olduğu bir hayatın; cennetin özlemini çeker. Cennette insanlar sonsuza kadar hiçbir sıkıntı duymadan yaşayacak, hiçbir şeyden bıkkınlığa ve yorgunluğa kapılmayacaklardır. Allah Kuran’da şu şekilde buyurmaktadır:
(Cennet halkı) Derler ki: “Bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir.” Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz. (Fatır Suresi, 34-35)
Allah başka ayetlerde cennette insanların, nefislerinin arzuladığı herşeyi bulacaklarını şöyle bildirmiştir:
Şüphesiz: “Bizim Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) “Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir. (Fussilet Suresi, 30-31)
İnkar edenler, ahiretin varlığına inanmadıkları için nefislerinin bu yöndeki isteklerini dünya hayatındayken karşılamaya çalışırlar. Dünya nimetlerine ne kadar fazlasıyla sahip olabilirlerse o kadar mutlu olabileceklerini sanırlar. Bundan dolayı Allah’ın “Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; ki Ben ona, ‘alabildiğine geniş kapsamlı bir mal’ (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha artırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).” (Müddessir Suresi, 11-15) ayetleriyle bildirdiği gibi, hırs ve tamahkarlıkla dünya metaının peşinde koşarlar. Oysa bunların hiçbiri insana aradığı mutluluğu kazandırmaz.
Çünkü inkar edenlerin kalplerinde yaşadıkları ve maddi değerlerle doldurmaya çalıştıkları bu boşluğun asıl sebebi Allah’tan uzak bir yaşam sürmeleridir. Allah insanı, ancak Kendisi’ni anmakla huzur bulacak şekilde yaratmıştır. Allah’ın zikrinden uzak olan kimse, mal, mülk, makam veya şöhretin mutluluk getireceğini sanarak hayatını boş emeller peşinde tüketmiş olur.
Bu insanlar dünya hayatındaki çabalarının ne kadar boş olduğunu ise ancak ahirette fark ederler. Dünya hayatında Allah’ın rızasından yüz çevirmelerine karşılık, ahirette acı bir azapla karşılık bulurlar. Bu öyle bir azaptır ki; ailelerini ve dünyada derin bir hırsla bağlandıkları, gecelerini gündüzlerine katarak çalışıp kazandıkları mallarını; sahip oldukları herşeyi, o günün azabından kurtulmak için fidye olarak vermek isterler. Allah inkar edenlerin ahiretteki bu durumunu şöyle bildirmiştir:
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir. (Yunus Suresi, 54)
Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azaptan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah’tan kendileri için açığa çıkmıştır. (Zümer Suresi, 47)
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; kendi eşini ve kardeşini, ve onu barındıran aşiretini de; yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır; (hiçbiri kabul edilmez)… (Mearic Suresi, 11-15)
İnsanı hem dünya hayatındaki sıkıntıdan hem de ahiretteki sonsuz azaptan kurtaracak olan, iman edip Allah’ın rızası için yaşamaktır. Allah Kuran’da, bu ahlakı gösterenler için hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayat olduğunu müjdelemektedir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)
Büyük İslam alimlerinden Abdülkadir Geylani de insanın dünya hayatının meşgaleleriyle oyalanmayıp, Rabbimiz’in rızasını ve ahireti kazanma talebi içerisinde olmasını hatırlatmış, böyle bir ahlak gösterildiğinde kişinin dünyada terk ettiği herşeyin en hayırlısını ahirette bulacağını söylemiştir:
Senin azm-u gayretin (en büyük gayretin) yeme, içme, giyme ve evlenme gibi basit şeyler olmasın. (Çünkü bunlar gaye değil, gayeye ulaşmak için vasıtadır. Vasıtayı gaye yerine koyma). Unutma ki bunların hepsine olan istek nefis ve tabiattan gelmektedir. Kalb ve sırrın azm-u gayreti nerede? Asıl onu bilmek ve bulmak lazımdır. Şüphen olmasın ki, bu Hakk’ı talepten başka birşey değildir. Senin himmetin, en önemli meselen olmalıdır. O halde azm-u himmetin (en ciddi ve samimi gayretin) sadece Rabbin ve O’nun Katındaki şeyler olsun…
Dünyanın karşılığı ahirettir. Halkın da karşılığı Halik’tir. Dünyadan ahirete, halktan, Halik’e dönmesini bil…
Şu dünyada terk ettiğin herşeyin en hayırlısını ahirette bulursun. Artık sen ömründen tek bir gün kalmışcasına hazırlıklı ol… (Abdülkadir Geylani, Gönül İncileri İkazlar, Türkçeye çeviren: Celal Yıldırım, Bahar Yayınları, sf. 27,28,29)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.