Koç Üniversitesi’nde 15 yıl çalışan Ebru Fişek anlattı:”Hiçbir zaman örgüt üyesi olmadık!”

Adnan Oktar grubuna yönelik dava, İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülmeye devam ediyor. Ev hapsiyle yargılanan bayanlar da, kendilerine isnat edilen suçlara medya yoluyla cevap veriyorlar. Dava kapsamında 1,5 yıl hapiste kaldıktan sonra, ev hapsiyle tahliye edilen Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde Dekanlık bölümünde 15 yıl çalışan Ebru Fişek, Adnan Oktar operasyonu ile ilgili yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

11 Temmuz 2018’de Adnan Oktar ve arkadaşlarıma yapılan operasyonla gözaltına alındım. Adnan Bey ve arkadaşlarımla Vatan Mali Şube’de sekiz gün gözaltında tutulurken basında hakkımızda akıl almaz iftiralar atıldığını çok sonra öğrenme imkânım oldu. Üzerimize atılan mesnetsiz suçlar örgüt üyeliği, çocuğa cinsel istismar, casusluk, şantaj, eziyet, tehdit, dolandırıcılık, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma gibi akla hayale sığmayan korkunç iftiralardı.

Ben Bilkent Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunuyum, ardından İstanbul Üniversitesinde mastır yaptım. Yaklaşık 20 yıldır Glaxo SmithKline, BİM, Azizler Holding gibi uluslararası şirketlerde yönetici olarak çalıştım. Son 15 yıldır da Koç Üniversitesi’nde son derece güvenilir biri olarak çalışıyordum.

Öncelikle sözde bir örgüt üyesi olduğumu hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Adnan Bey ve arkadaşlarımla bizler Allah yolunda gönül birliği etmiş insanlarız ve nerdeyse 30 yıldır devletimize ve milletimize bağlı olarak İslam ahlakının yayılması için mücadele ediyoruz. Bizler hiçbir zaman örgüt olmadık, bizler sadece birbirini çok seven, hayatını aynı ideallere adayan arkadaş grubuyuz.

Ben Koç Üniversitesinde her zaman çok sevilen ve çok güvenilen bir insan oldum.

Ben Koç Üniversitesinde her zaman çok sevilen ve çok güvenilen bir insan oldum. Beni çok güvendikleri için en iyi makamlara getirdiler. 15 yıl boyunca değil suç işlemek, her zaman güzel ahlakıma, dindar olduğuma, insanları hep sevgiye davet ettiğime çok yakından şahit oldular. Bende orada gerçekten çok değerli, saygın öğretim üyeleriyle son derece nezih bir ortamda çalıştım. Ben ayrıca Mühendislik Fakültesinde Disiplin Komitesindeydim. Öğrenciler suç işlediklerinde profesörlerle birlikte disiplin davalarına bakan ve öğrencilerle suç işlememeleri yönünde onlarla sürekli konuşan biriydim. Aynı zamanda 15 yıldır da öğrencilerin sorunlarını çözmek için velilerle görüşen kişiyim.  

Benim ve Adnan Oktar operasyonunda gözaltına alınıp tutuklanan arkadaşlarımın hepsinin sicili tertemiz. Hayatında yüksek ses bile duymamış, polis nedir, karakol nedir bilmeyen,  insanlar nasıl silahlı suç örgüt üyesi olabilir? Üstüne üstlük hiçbir delil olmadan nasıl üzerimize çocuk tacizi gibi inanılmaz iftiralar atılabilir? Yaşadığımız bu ülkede masum insanların üzerine böylesine korkunç suçları atmanın bu kadar kolay olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bizler Allah’tan korkan dindar insanlarız. Suç işlememiz, haram olan bir eylemi yapmamız mümkün değildir.

Saldırgan şizofren hastalarıyla, birbirine saldıran mahkûmlarla kaldık.

Tutuklandıktan sonra arkadaşlarımla hepimiz ailelerimizden uzakta başka şehirlere gönderildik. Ben Eskişehir Cezaevinde 23 kişilik kalabalık koğuşta bir arkadaşımla birlikte tam 14 ay kaldım. Eskişehir Cezaevi en zor cezaevlerinden biriydi. Orada temizliğini bilmeyen saldırgan şizofren hastalarıyla, birbirine saldıran mahkûmlarla kaldık. 23 kişi aralıksız sigara içiyordu, kalabalıktan herkes yerlerde yatıyordu. Koğuşta can güvenliğimiz yoktu. Orada çok ciddi psikolojik işkence gördük. Bir kısmımız bakımını üstlendiğimiz ailelerimizi kaybettik, cenazelerine dahi katılamadık. Ama sarsılmaz imanımızla, Allah’a olan güvenimizle, sabırla ve neşeyle Yusuf Medresesinden çıktık.

300 kişilik arkadaş grubumuzdan yalnızca 10 kişi bu çok zorlu cezaevi koşullarına dayanamayarak, canlarını kurtarmak için etkin pişman olmak zorunda kaldılar. En zorlu cezaevi olan Eskişehir’de kalan ben ve arkadaşlarım dışarıya çıkabilmek için hiç kimseye iftira atmadık, kendimizi kurtarmak adına çok sevdiğimiz, her zaman kendisinden iyilik gördüğümüz Adnan Oktar’a iftira atmadık, atmayız.

Kimse bizden ayrılmamızı ve dağılmamızı beklemesin.

Benim ve arkadaşlarımın, Adnan Oktar’ın yanında olmamızın tek bir nedeni var. Bunun nedeni onun tam 30 yıl boyunca asla Kuran’dan taviz vermediğini görmemizdir. Kendisi Kuran ahlakının yayılması için her türlü baskıya, zorluğa rağmen tam 40 yıldır fikri mücadele ediyor. Bizler de bu güzel gayrette onun kardeşleriyiz. Ayrılmamız mümkün değil. Kimse bizden ayrılmamızı ve dağılmamızı beklemesin. Hak yolda, Allah rızası için yaşamaya, Darwinizmi ve Materyalizmi bilimsel olarak çökertmeye, Kuran ahlakını tüm dünyaya yaymaya ve daima devletimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Sözlerimi bir ayetle bitirmek istiyorum.

Müminler Peygamberimiz (sav) döneminden beri hiçbir suçları olmadığı halde iftiraya uğradılar:

Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzap Suresi, 58)

EBRU FİŞEK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.